18 Kasım 2013 Pazartesi



El değmişçesine yazmak. Hani olur ya betonarme bir ağrıya isteksizce sahip olursunuz. Artık o midenizdedir. Oracığa öyle göz göre göre, göstere göstere yerleşir. Yolda alelade birilerine sorsalar, siz hep kötü bir ev sahibesisinizdir. Halbuki o kabalığınızla palazlanır. Siz ekmeğini kestikçe kanla, suyunu kestikçe bıçakla beslenir. Siz surat astıkça o kuru kemik, kas ve kahırdır.

Bir an önce o -hep tanıdık, ah tanımaz olasıya- ağrıyı tez elden bünyeden atmak için elinizden geleni ardınıza koymazsınız. Yollar bulursunuz. Etik, kural ya da elde avuçta ne varsa doğruca çöpe koşarsınız. Tüm bunları çöpe atarken bir zahmet kendinizi de onların yanına koyarsınız. Sizi kalabalık gören evsizler alıp sizden ev yaparsa, olamayacak duaya mı baş koyarlar yoksa hayat umutla mı yuvarlanır bilinmez. Ah işte en kasti-simsiyah hikayelerin bile ucuna istemsiz girmese şu umut meymeneti, bu dünya soğurdu. Hala istemsiz.... ve güzel.

Hiç yorum yok: